Fethiye denince akla gelen ilk görüntü belki Ölüdeniz’in turkuaz suları, belki de Çalış Plajı’nın gün batımıdır. Ama bu cennet parçasının asıl hazineleri, çoğu zaman sadece yerel halkın bildiği, patikalarla ulaşılan ya da teknelerle keşfedilen gizli koylarıdır. İşte tam da bu koylar, son yıllarda artan insan baskısı ve plansız yapılaşma tehdidiyle karşı karşıya.

Sessiz Cennetler Artık Sessiz Değil

Bir zamanlar sadece birkaç kişinin bildiği, doğanın kendi ritmiyle yaşadığı koylar, bugün sosyal medyada “keşif” etiketleriyle binlerce kişiye ulaşıyor. Kalabalığın artmasıyla birlikte çöp sorunu, gürültü kirliliği ve ekosisteme zarar veren aktiviteler gündeme geliyor. Denizin mavisi hâlâ büyüleyici, ama kıyılarda plastik şişeler, mangal izleri ve çadır atıkları görmek artık olağan hale geldi.

Kontrolsüz Turizmin Bedeli

Turizm elbette Fethiye için bir nimet. Ancak kontrolsüz turizm, bu nimeti zehire çevirebilir. Kaçak işletmeler, plansız iskeleler, hatta bazı koylarda özel mülkiyet gibi gösterilip giriş ücreti talep edilmesi… Bunların hepsi sadece doğayı değil, kamuya ait kıyıların özgürlüğünü de tehdit ediyor.

Ne Yapmalı?

Bu koylar sadece bugünün değil, yarının da mirası. Eğer koruma bilincini geliştirmezsek, birkaç yıl içinde “gizli koy” diyeceğimiz yer kalmayacak. Belediyelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve en önemlisi biz vatandaşların daha duyarlı olması şart. Çöpünü yanında götüren, ateş yakmayan, doğaya saygılı davranan her birey aslında bu hazinelerin gerçek koruyucusudur.

Bir Çağrı

Fethiye’nin koyları, ticari kazançla değil, doğayı yaşatma iradesiyle korunmalı. Bugün sessizliğiyle bizi büyüleyen bu sahiller, yarın da aynı güzelliğiyle çocuklarımızı karşılamalı. Aksi halde “tehdit altında mı?” sorusu, çok geçmeden “kaybettik mi?”ye dönüşebilir.